Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)

crazy_frizzy

Şiir Sesli Şiir Video Aşk Hikayeleri Flash Animasyonlar

Temmuz 2008 tarihli yazilar Temmuz 2008 tarihli diger ogeler resimler , videolar

Aladattığın Ben Değildim ki

Bunlar doğru değil diye bağırmak, hatta karşısındaki adamı parçalamak istedi,

hem de tek tek her zerresine ayırarak..

olmazdı ama yapamazdı ki…

Salon etrafında döndü, döndü, döndü…

Başka biri vardı demek, bunca yıllık emek başka tenin çekiciliğine kurban

edilmişti demek…

Ya benim sevgim, ya benim aldanmışlığım…

Çok güvendiği adam ne kadar kolay unutmuştu demek tüm

yaşanmışlığı…Hiçbirşey söylemedi, söyleyemedi, boğulduğunu hissetti.

Afallamıştı, şaşkındı çok; bağırarak ağlamak, isyan etmek g

eliyordu içinden ama bir yumruk gelip oturmuştu işte boğazına, yapamadı. Kalktı usulca, farkında olmadan balkona çıktı, beyaz taşların üzerine oturdu, kolları iki yanda başını kaldırdı yıldızlara baktı uzun uzun…

Orda olmak istedi, o kadar uzakta, olamadı…

Gece ne zaman şafağa söktü, serinlemiş hava da…

Kalktı yatağına gitti, hiçbirşey olmamış gibi uyuyan adamın yüzüne bir tokat almak geldi içinden ama yine kendini tuttu.

Gitti kanepeye uzandı, yumdu gözlerini, uyumak istedi, uyanınca herşey bir rüyaymış çok şükür demek istedi, bunu tüm hücreleriyle istedi… Uyandı, herşey aynıydı. Sıkı sıkı yumdu gözlerini, tekrar açtı…

Yok, kahretsin değişen hiçbir şey yok!

Yokoluştuysa o günler, ilk günü başlamıştı işte…

Sorunu olan kadınlar ilk iş kuaföre gider, demişti biri geçen gün.

Aniden fırladı bir yere yetişircesine koşar adımlarla kuaförüne gitti… Saçımı değiştir kes, boya…

Yap birşeyler ama kalktığımda bu ben olmayayım dedi. Saçları kesildi, boyandı, fönlendi. Güzel oldum dedi içinden. Ama ya gözlerim, bu hüzün kaç saç bakımında silinir ki…

Eve gitti alışık adımlarla..

Kapıya anahtarı soktu, açıldı kapı, yüzüne başka tenlerin kokusu vurdu, midesi bulandı. Tuvalete koştu çıkardı içindekileri tüm yaşanmışlığı temizleyecekmiş gibi…Ah aptal kadın! En kötüsü belirsizlikmiş, dedi, ne yapacağını bilmiyordu. Filmlerdeki onurlu kadın tavrıyla kapıyı çarpıp gitmek istiyordu, adamın yine filmlerdeki gibi pişmanca yalvaracağını umarak…

Ama gidemiyordu çok emek verilmiş bu sevgiye bir şans tanımak istiyordu. Ondan şans isteyen bile yokken üstelik…

Beynindeki yanılsamalar işte tam da bu an başladı.

Kocası bir çeşit hastaydı, yanında olmalıydı ona yardım etmeliydi, birşeyler yapmalıydı. Yoksa kadınca bir kaybetme korkusuyla istemdışı bir mücadele miydi , anlamadı hiç bunu. Şaşılası bir hızla tüm tavırlarını “hiçbirşey olmamış” a çevirdi, mutfağa gitti yemek yapmaya başladı, özenerek, tek tek severek her sebzeyi…

Lanet olsun neden lezzetli olmuyor ki bu!

Elimdeki mutluluk gitti ondan mı diye düşündü , düşünmesiyle de hemen hep yaptığı gibi bilinçaltına itti bunu da. Yok canım domatesler sera domatesi , hiç benzer mi bahçe domatesine. Hah, kokusu bile yok ki tadı olsun…

Unuttu tencereyi ocakta, salona gitti…

Kokusuz domatesler, soğanlar da karardı kaldı ocakta, tıpkı içi gibi… Olağanüstü bir enerjiyle koltukların yerini değiştirdi tam üç kez, sırtından terler akıyordu, kolları ağrıdı…

Ağrıdıkça unuttu, ağrıdıkça daha büyük bir gayretle çalıştı.

Koskoca halıyı sildi büyük bir hırsla defalarca…

Camları sildi!

Parlattı, vitrinin örtülerini değiştirdi, içindekileri tek tek okşarcasına sildi. Çok güzel olmuştu, işte bu benim yuvam, dedi, gururla. Kapının eşiğine oturup eserini keyifli gözlerle izlemeye başladı, bir de sigara yaktı, uzattı ayaklarını…. Vitrindeki çiziğe takıldı gözü, ilk evimizi yerleştirirken olmuştu, kapıya sürtünmüştü taşırken, nasıl üzülmüşlerdi, daha taksitleri bile bitmedi diye. Üzülme demişti, kocası, üzülme…

Bizim mutluluğumuz minicik bir çiziği görmeyecek bu evde…

Hep mutlu olacağız hep!!! Şu küçük hurda televizyonu da atmaya kıyamadılar hiç, oysa şimdi kocaman ekranlı bir tane varken..Ama onu ikinci el eşya satan bir dükkandan alıp koymamışlar mıydı başköşeye, atmaya kıyamadılar anıların hatırına … En güzel örtülerle süsledi onu hep, üstünde de mutlu fotoğrafları… Hayvannn diye haykırdı, hayvansın, nasıl yaptın, nasıl unuttun? Böğürerek ağladığının ayırdına vardığında kendini durdurması imkansızdı. Günlerdir biriken ne varsa kusuyordu, sefilce ağlıy!

ordu, evin salonunda mutfağında yankılandı ağlaması, hıçkırıkları,.. Duvarlar sustu, vitrin sustu, televizyon sustu…

Hepsi dinlediler…

Sonra sesi yavaş yavaş küçük iç çekişlere kaldı. Kendini sürükleyerek banyoya attı, suyun altına girdi, hiç kıpırdamadan gözlerinden sicim gibi yaşlar inerek ne kadar kaldı suyun altında farkına bile varmadı. Uyumak istiyordu, uyumak… Uyandığında tüm belirsizliğin dağıldığını görmek, hayat onu uykudayken nereye bırakmışsa, kalkıp ordan devam etmek istiyordu. Birileri birşeyler yapsa, uyutsalar onu…

Zaman neyi çözmemiş ki, hangi acı sonsuza kadar sürmüş ki? Sonraki günler, içinde büyük bir sessizlikle, büyük bir kurulukla geçti, sadece nefes alıyordu, çok sevdiği kahvenin bile tadı, kokusu eskisi gibi değildi… Ağlamak bile zor geliyordu ona, parmağını dahi kıpırdatmadan içine gömülü günler, aylar geçirdi. Ve birgün diğer kadından gelen mesajı gördü telefonda, sadece git dedi adama, haketmiyorsun hiçbirşeyi, git… Adam gitti. Kapıyı kapattı ardından, mekanik adımlarla mutfağa gitti, içecek bişeyler hazırladı, televizyonu, ama büyük ekran olanı, açtı. Kendini de şaşırtan bir ilgiyle izledi filmi, film çok acıklı geldi ona nedense, gözyaşlarıyla oyuncuların gerçekliğini kutladı. Sonra sildi gözlerini, ertesi gün giyeceği kıyafetleri çıkardı dolaptan tek tek…

Yattı, uyudu…

Her geçen gün aşk sandığı duyguyla hesaplaşmasını sürdürdü.

Meğer ne çok dibe saklamış kendini yıllarca, dehşetle farketti. Sanki kendi kendine bir evlilik masalı yaratmıştı da onunla mutlu oluyormuş, adamla paylaşamadığı ne çok şey varmış içinde kalan. Şaşırdı, afalladı…Şaşırdıkça netleşti herşey…Beyni sanki bilinçaltına ittiği ne varsa dışarı kusuyordu tek tek. Bu adam mıydı sevdiği, kendine inanamadı, hayatındaki en önemli tutkularını bile paylaşamadığı bu adam mıydı hayatını bu hale getiren. Buna nasıl izin verdiğine inanamadı, bu kadar acıyı çekmesine anlam veremedi. Acımı çektim bitti artık, ben bunları haketmiyorum dedi tüm inancıyla. Aynanın karşısına geçti. Düzelecek herşey eskisinden güzel bir hayatın olacak, az güven, az cesaret, az onur, az kendinin farkında ol, silkelen bitsin artık….

Balkona çıktı, yağmur yağmış! Yıkanmış çamlarla karışık toprak

kokusunu ciğerlerine çekti keyifle. Orta şekerli bir türk

kahvesi yaptı sonra kendine. Kahve yudumunu ağzında !

tuttu, kokusunu tadını hissetti, hissedebilmenin keyfini sürdü, aylar sonra…

15 gün sonra adama bir mahkeme celbi ulaştı.

Hakedemediği hayattan çıkarılışını bildiren celbi okurken onun da aklına geldi vitrindeki çizik…

Düşlerimizde Kaldı Sevdamız

Gök yüzü zifiri karanlıkken , pembe bir dünyada el ele bu sevdanın içineydik dünyada el ele bu sevdanın içindeydik biz seninle ve hep birlikte olmaktı temennimiz. Pembe düşlerimiz vardı, içinde sadece ikimizin bulunduğu. Bu kısacık aşkımızda en güzel akşamları en güzel sevinçleri paylaştık. Sevmeyi öğretin sen bana. Yüzün gülerken, içinde mutlu olabileceğini öğrettin sen bana. Yüzün gülerken, içinde mutlu olabileceğini öğrettin. Yaşamanın seninle güzel olduğunu gösterdin.

Sevdim ben seni , kimsenin sevemeyeceği , can verip kan dahi olamayacak kadar çok. Uykularımızı paylaştık. Bir gece değil gecelerce uykusuz kaldık sevdamız için. Ben seni düşledim hep ışıl ışıl gözlerinle yanımda. Dünyalara sığmayacak aşkımızı küçük yüreklerimize sığdırdık. Ayrı geçen dünümüze yaşanmamış saydık. Hep birlikte olmalıydık biz , öyle güzel oluyordu hayat. Sözler verdik birbirimize , tutamayacağımızı bile bile. Bir sen söz vermedin sigarayı burkamayacağına. Oysa her eline alışında yüreğim hançerlendi benim. Çiçeğimdin sen , incinirsin boyun bükülür diye dokunmaya dahi kıyamazken ben , o seni zehirliyordu. Bir bunu anlatamadım sana.

Ayırmaya kalktılar bizi.kimse benim yüreğimi yakan sevdamı düşünmedi. Sensiz hayat yoktu, söz vermiştim sevdama , daha önemlisi sana. Yaşayamazdım , ikimizi içime gömüp seni bırakamazdım. Aldırış etmedim kimseye , ayrılmadım senden. Çünkü yaşarsam , senin için yaşarsam ,sevdam için yaşayacaktım.

Ama sonra sen beni istemedin bana sevdamın taşıyamayacağı şeyler söyledin. Yüreğimi hançerledin. Benim kadar düşüp “sevdiğim ne yapar?” demedin. Şimdi ise ayrıldığın ikinci yılında kara sevda oldu aşkımız. Sen beni unutmadın, benim seni unutma gibi bir çabam olmadı zaten .

Ama birlikte olmamız için çaba sarf etmemiz , dünyayı hiçe saymamız , boşuna. Düşlerimizde kaldı bizim sevdamız. Sözümüzü tutamadık. Sevdamız ve bir birimiz için yaşamadık.

Şimdi ikimizde başkaları için yaşıyoruz , sevdamız da sadece içimizde yaşıyor.

Ben sana söz vermiştim , sevdamla ve seninle yaşayacağıma. Sen kendi çıktın hayatımdan. Sevdam hala yaşıyor. Bir gün üzerine çimenler bitiğinde yine yaşıyor olacak sevdam. Beni öldürdüğün gibi onu öldürmedin. Sevdayı öldürmek kolay değil. Hiç öldüremesin ki zaten ..

Yalancı ve Sahtekar

Yalancı ve Sahtekar

Soğuk bir kış günüydü ve yerler bembeyazdı.Birbirimizi görünce yüreğimizi öyle bir sıcaklık kapladı ki ikimiz de aşk ateşiyle yanıyorduk artık.Günler birbirini kovalıyor ,saatler öylesine güzel geçiyordu ki zamanın farkına bile varmıyorduk.Bu güzellik onun benden sakladığı o kocaman yalanı öğrenene kadar devam etti.

Evet,o evliydi...Ve de çocuğu vardı. Benden bunu saklamıştı.Öğrendiğim o an dünya başıma yıkıldı.Kalbimdeki sızıyı tarif edemiyordum.Göz yaşlarım sel olmuş akıyordu.Gittim ,ondan uzaklaştım.Arkama bile bakmadım. Yüreğimdeki o büyük aşkla beraber ben de yok olmuştum.Bana yapılanları,söylenen yalanları kendime yakıştıramıyordum.Ama o benden vazgeçmemişti.Çok savaştı yeniden birlikte olmak için .Aileme kabul ettirmeyi başardım ve yeniden başladık.O eşinden ayrılmıştı.

Daha da kenetlenmiştik.İleriye yönelik planlar yapıyorduk.Hayaller kuruyorduk.Evlilik fikrini aileme de anlatmıştım.’Mutlu olacağına inanıyorsan sen istediğini yap dediler.Mutluydum.O küçücük yüreğim ’pıt pıt’ atıyordu.Ama yine ters giden bir şeyler vardı.O yine değişmişti ve benden uzaklaşıyordu.Buna dayanamayıp bitmesi gerektiğini söyledim ona.Tereddütsüz kabuk etti.Telefonlara yanıt vermiyor,beni aramıyordu. Doğum gününde onu aradım. Ama telefona çıkan bir kadındı. Yine yıkıldım. Öğrendim ki benden ayrıldığı süre içinde ikinci kez evlenmişti. Üstelik de ondan da kısa süre içinde ayrılmış sekreteri ile çıkmaya başlamıştı. Yaşadıklarıma inanamıyordum. Bu durumu birde aileme anlatmak vardı. Neyse ki onlar çok olgun davrandılar. Ama ben hala o yalancı insanı düşünüyordum. Aradan altı ay geçti kendimi zar zor toparlamıştım. Bir gün beni aradı.

Beni sevdiğini unutamadığı her şeyi unutup yeniden başlayabileceğimizi söyledi. O anda içimdeki büyük sevgi nefrete dönüştü. Ve onu reddettim. Şimdi ayrılığımızın yedinci ayındayız onu unutmadım. Hayatıma kimseyi sokmadım. Erkeklerden hep korktum. Yine aynı şeyleri yaşamak, yine aynı acıları çekmekten korktum. Biliyorum ki hayatımda kimse olmayacak. Çünkü o beni bu genç yaşımda hayata küstürdü, toprağa gömdü. Ona son sözüm şu: Bana bunları yaşattığın için hayatın boyunca sende mutlu olma.

yakuzasuskunnsa1

Şiir
Zirve1 en iyi Türk Siteleri
Zirve1 en iyi Türk Siteleri

Zirve100
Toplist